Perşembe, 11. Mart 2010 21:58 :
6
Kişi Bağlı
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Ana Sayfa
Yardım
Ara
Giriş Yap
Kayıt
Sazlı Forum
»
Yaşam
»
Muhabbet
İBRET ALINACAK(DERSLER)
Kullanıcı Adı
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Şifre
Sayfa:
1
[
2
]
« önceki
sonraki »
Yazdır
Gönderen
Konu: İBRET ALINACAK(DERSLER) (Okunma Sayısı 1379 defa)
apolet26
Full Member
Mesaj Sayısı: 159
Ynt: İBRET ALINACAK(DERSLER)
«
Yanıtla #15 :
Haziran 04, 2009, 01:16:58 pm »
DERVİŞ İLE TİLKİ
Dervişin biri gezerken ayaksız bir tilki gördü, hayrete düştü. 'Nasıl yaşar bu hayvan, ne yer ne içer?' diyerek, Allah'ın lütfuna hayran oldu.
Derken bir arslan çıkageldi, ağzında çakal taşıyordu. Görkemli ve korkunç hayvan avının bir kısmını yedi, doyunca kalanını bırakıp gitti. Tilki artığa doğru sürünerek yaklaştı ve afiyetle yiyip karnını doyurdu.
Tilkinin yiyeceğinin ayağına geldiğini gören Derviş, kendi kendine: 'Bir tilkinin rızkını ayağına gönderen Allah, benimkini neden göndermesin?' diyerek, çalışmasına gerek olmadığını, bir köşeye çekilip oturabileceğini düşündü.
Düşündüğü gibi de yaptı: 'Rızkım Allah'ın görünmeyen hazinesinden gelir, gayret etmem gerekmiyor.' diyerek beklemeye başladı.
Bekledi, bekledi... Ne gelen ne giden... Günler geçip gitti. Derviş zayıfladı, eridi, bir deri bir kemik kaldı. Güçsüz ve bitkin bir haldeyken, bulunduğu mescidin mihrabından bir ses duydu:
'Ey tembel adam!' diyordu ses, 'kendini ayaksız bir tilkiye benzeterek neden miskin miskin oturuyorsun? Kalk! Yırtıcı arslan ol. Başkasının artığına göz dikmeyi bırak. Sana yakışan artık yemek değil, artık bırakmaktır.
Gücüyle arslan gibi olan, başkasından yiyecek bekler mi? Haydi kalk! Kolları sıva. Çalış ve rızkını kazan. Hem kendin ye, hem muhtaçlara yedir.'
Ey genç insan!
'Elimi tutun' diyerek başkasına el uzatma!
Çalışmayan insanın kafasında beyin yoktur. Onların başları kuru bir deriden ibarettir.
Allah'ın kullarına iyilikte bulunan, iki cihanda da iyilik görür.
Yaşlıya yoksula yardım elini uzat!
Allah, başkasının mutluluğu için çalışanın yardımcısıdır.
Logged
apolet26
Full Member
Mesaj Sayısı: 159
Ynt: İBRET ALINACAK(DERSLER)
«
Yanıtla #16 :
Haziran 08, 2009, 06:21:11 pm »
TÜKENİYORUM RABBİM
Tükeniyorum Rabbim! Yalnız kaldığımı düşünüp, varlığının her an, her noktada tezâhür ettiğini, beni devamlı koruyup gözettiğini, gönlümden geçenlere dahî cevap verdiğini unuttuğum zaman, Rabbim demeyi unuttuğum an tükeniyorum!
Diriliyorum Rabbim! Sana yaslandığım, Sana güvendiğim, Sen inle başlayıp, Sen inle devam ettiğim, tüm işlerimi Sana havâle ettiğim an! Ne güzel Dost sun dediğim zaman diriliyorum.
Tükeniyorum Rabbim! Tüm sevdiklerimden; anne-babamdan, cânandan, ten kafesindeki cândan daha yakın olduğunu bilerek, ellerimi Sana açmayı, Sen den netice, Sen den çâre beklemeyi unuttuğum zaman! Bu dertler neden bana? dediğim an tükeniyorum.
Diriliyorum Rabbim! Havayı soluyup Sen ;inle dolduğum, gözümü açtığımda Sen i bulduğum, en sağlıklı irtibatı Sen inle kurduğum, tüm dünya bana küsse de Sen in dostluğunu ümid ettiğim an! Kahrın da hoş , lütfun da hoş dediğim zaman diriliyorum.
Tükeniyorum Rabbim! Hayat enkâzı altında kaldığımda, çekiç misâli zaman beynime vurduğunda... Hayal, ideal diye, küçük hedefler peşinde koştuğumda... Dünya meşgalesine dalıp, bir cenneti, bir azabı, bir de ölümü unuttuğumda... Beni affet demeyi azalttığımda tükeniyorum.
Diriliyorum Rabbim! Yandığımda Sen inle söndüğüm, Seni hatırlayıp rûhumu güldürdüğüm, O sırlı gücünden kuvvet aldığım, Sen inle yürüdüğüm, dua ederek Sen inle konuştuğumda... İçimdeki tüm ırmaklar sana kavuştuğunda... Ruhum kitabın ve secdenle buluştuğunda Ya Rab, bırakma ellerimi dediğimde diriliyorum. Yeniden cânlanıyor, cânıma cân katıyorum! Cânımda Sen i buluyorum! Sen inle huzur doluyorum!
Dirilişlerim, dostluğunun tercümesidir. Sen i yâr bilişimin, yoluna serdâr oluşumun, sözlerinle hemhâl oluşumun işâretidir. Dirilişlerim, sana açılan tüm kapıların anahtarıdır... O kapılar önünde gösterebileceğim en güzel beraattır. Dirilişlerim, tüm yangınlardan firar edişim, sonu olmayan bir
tebessümdür! Ruhumun ebedî dosta, yegâne vuslata ilerleyişidir. La ilâhe illallâh, Sen den başka yok ilâh diyerek, kendimi Sana emânet edişimdir. Durdur tükenişimi. Kabul buyur dostluğuna. Dirilt beni Rabbim.
Logged
apolet26
Full Member
Mesaj Sayısı: 159
Ynt: İBRET ALINACAK(DERSLER)
«
Yanıtla #17 :
Haziran 10, 2009, 01:59:55 pm »
HER ŞEYDE BİR HAYIR VAR
Her İşte Bir Hayır Vardır !
Bir zamanlar Afrika'daki bir ülkede hüküm süren bir kral vardı. Kral, daha çocukluğundan itbaren arkadaş olduğu, birlikte büyüdüğü bir dostunu hiç yanından ayırmazdı. Nereye gitse onu da beraberinde götürürdü. Kralın bu arkadaşının ise değişik bir huyu vardı. İster kendi başına gelsin ister başkasının, ister iyi olsun ister kötü, her olay karşısında hep aynı şeyi söylerdi:
"Bunda da bir hayır var!"
Bir gün kralla arkadaşı birlikte ava çıktılar. Kralın arkadaşı tüfekleri dolduruyor, krala veriyor, kral da ateş ediyordu. Arkadaşı muhtemelen tüfeklerden birini doldururken bir yanlışlık yaptı ve kral ateş ederken tüfeği geriye doğru patladı ve kralın baş parmağı koptu. Durumu gören arkadaşı her zamanki sözünü söyledi:
"Bunda da bir hayır var!"
Kral acı ve öfkeyle bağırdı: "Bunda hayır filan yok! Görmüyor musun, parmağım koptu?" Ve sonra da kızgınlığı geçmediği için arkadaşını zindana attırdı.
Bir yıl kadar sonra, kral insan yiyen kabilelerin yaşadığı ve aslında uzak durması gereken bir bölgede birkaç adamıyla birlikte avlanıyordu. Yamyamlar onları ele geçirdiler ve köylerine götürdüler. Ellerini, ayaklarını bağladılar ve köyün meydanına odun yığdılar. Sonra da odunların ortasına diktikleri direklere bağladılar. Tam odunları tutuşturmaya geliyorlardı ki, kralın başparmağının olmadığını farkettiler. Bu kabile, batıl inançları nedeniyle uzuvlarından biri eksik olan insanları yemiyordu. Böyle bir insanı yedikleri takdirde başlarına kötü şeyler geleceğine inanıyorlardı. Bu korkuyla, kralı çözdüler ve salıverdiler. Diğer adamları ise pişirip yediler.
Sarayına döndüğünde, kurtuluşunun kopuk parmağı sayesinde gerçekleştiğini anlayan kral, onca yıllık arkadaşına reva gördüğü muameleden dolayı pişman oldu. Hemen zindana koştu ve zindandan çıkardığı arkadaşına başından geçenleri bir bir anlattı.
"Haklıymışsın!" dedi. "Parmağımın kopmasında gerçekten de bir hayır varmış. İşte bu yüzden, seni bu kadar uzun süre zindanda tuttuğum için özür diliyorum. Yaptığım çok haksız ve kötü bir şeydi." "hayır" diye karşılık verdi arkadaşı.
"Bunda da bir hayır var."
"Ne diyorsun Allah aşkına?" diye hayretle bağırdı kral.
"Bir arkadaşımı bir yıl boyunca zindanda tutmanın neresinde hayır olabilir."
"Düşünsene, ben zindanda olmasaydım, seninle birlikte avda olurdum, değil mi? Ve sonrasını düşünsene?"
Logged
apolet26
Full Member
Mesaj Sayısı: 159
Ynt: İBRET ALINACAK(DERSLER)
«
Yanıtla #18 :
Haziran 16, 2009, 05:08:44 pm »
NAMAZI SEVİYORMUSUNUZ?
Kendi kendimize şöyle bir düşünüp soralım ve samimi olarak cevap verelim; Bir Müslüman olarak namazı sevebiliyor muyuz?
Her zaman için namazı seven bir insan mıyız?
Namaz vakti gelse, ezan okunsa, namaz kılsam, canım namaz kılmak istiyor diyor muyuz hiç?
Midemizin açlık hissettiği ve bir şeyler yemek istediği gibi günün belirli vakitlerinde namazın açlığını hissedip namaz kılma arzusu geliyor mu içimizden?
Karnımız iyice acıktığı zaman yanımızdakilerin konuştuklarını anlamaz duruma gelerek aklımızı yemeğe taktığımız gibi, namaza olan açlığımızdan dolayı da aynı durum meydana geliyor mu, kafamızı namaza taktığımız oluyor mu?
Bazen canımız bir şey istediğinden dolayı belirli bir öğün olmadığı halde mutfağa girip bir şeyler atıştırdığımız gibi, farz olan vakitlerin dışında gönlümüz namaz kılmak istiyor mu, durup dururken iki rekât namaz kıldığımız oluyor mu?
Sözü uzatmadan söyleyelim; Allah Teala ile beraber olmayı arzu ediyor muyuz?
Ezan sesi bizde nasıl bir etki yapıyor, ezanı duyduğumuzda çok müthiş bir müjdeli haber almışçasına gözlerimizin ışığı parıldıyor mu? Ezanın sözlerini tahlil ettiğimiz oluyor mu, tekbirler, tevhidler ve şehadetler kulağımıza ulaştığında ruhumuzun derinliklerine kadar ulaşıyor mu?
Biraz sonra Allah Teala ile beraber olacağım, rabbimin huzuruna varıp samimi bir şekilde kendimi Ona arz edeceğim. Onun kelamını Ona okuyacağım ve O da beni dinleyecek.
Her taraftan üzerime çullanan ve içerisinde boğulduğum atmosferden kurtulacağım, beni boğmaya çalışan şu karanlıktan sıyrılacağım, hepsini arkama atacağım, beni yaratanın huzuruna varacağım, Onunla yüz yüze geliyor gibi olacağım, Ona halimi arz edeceğim. Şu anda ne kadar mutluyum, ne güzel…
Evet, bu ve benzeri duygu ve düşünceler geçiyor mu içimizden? Samimi olarak cevap verelim.
Sonra bu düşüncelerimiz bir bir gerçekleşiyor mu?
Yani Allah Tealanın huzuruna vardığımızda Onunla gerçekten sağlıklı bir bağlantı kurabiliyor, beraber olabiliyor muyuz?
Bunun en önemli belirtisi olarak da Onunla olan bu beraberliğimizi uzatmak istiyor ve uzatıyor muyuz?
Kıyamımızı, kıraatimizi, rükûmuzu, secdemizi ve son oturuşumuz, yani her bir rüknü kendi içersinde uzatıyor muyuz?
Evet, sırf Allah Teala ile beraberliğimizden dolayı uzatabiliyor muyuz rükünlerimizi, yani namazımızı???
Logged
apolet26
Full Member
Mesaj Sayısı: 159
Ynt: İBRET ALINACAK(DERSLER)
«
Yanıtla #19 :
Haziran 17, 2009, 07:42:10 pm »
EVLİLİK TAVSİYELERİ
Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyeleri*
------------------------------
Bir baba evlenmek üzere olan oğluna tavsiyelerde bulunuyormuş.
"Son tavsiyemi mutfakta anlatmak istiyorum" demiş.
Mutfağı ve yemek yapmayı bilmeyen delikanlı "Olur" demiş çekine çekine.
Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de
altını yakmış.
"Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana" demiş oğluna.
Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş...
Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.
Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış
kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş.
Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip
yemek masasına buyur etmiş oğlunu.
Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları,
yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle
tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: "Ne görüyorsun?" Oğlu
düşünürken açıklamaya başlamış.
"Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.
Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.
Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler..
"
Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:
"Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır. Aşksız bir evlilikte her iki eş
de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler,
eskitirler, pörsütürler. Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne
kadar tahammül etseler de,
şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden
uzaklaşırlar.
Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun,
eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi,
birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve
tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi,
onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.
Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu. "Asıl ders bu değil!" dedi
baba. Oğlunun elinden tuttu,
ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.
Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak... İkisinde de bir tat yok
"Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı.
Mis gibi taze kahve kokuyordu.
Fincanı oğluna uzattı. "İçmek istersin herhalde" dedi. Oğlu kahvesini
yudumlarken konuşmasını sürdürdü.
"Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da
işte böyle olur.
Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup
yudumlayacağı taze kahve gibi...
Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle
davranarak hayata kendi tatlarını,
kokularını ve renklerini katmayı başarırlar."
Logged
apolet26
Full Member
Mesaj Sayısı: 159
Ynt: İBRET ALINACAK(DERSLER)
«
Yanıtla #20 :
Haziran 19, 2009, 05:11:51 pm »
KURŞUN KALEMİN HİKAYESİ
*Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu: "Bizim
başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun? Benimle ilgili bir hikáye olma
ihtimali var mı?"
Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi: "Doğru, senin
hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok
daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin."
Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi; "İyi ama bu kalem
benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki!"
Büyükbaba cevap verdi: "Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu
kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri benimseyebilirsen,
hep dünyayla barışık bir insan olursun."
"Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları
yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı'dır ve her
zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir."
"İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu
açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını
sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni
daha iyi bir insan yapar."
"Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle
silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin
kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya
yarayan en önemli unsurlardandır."
"Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı
ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden
her zaman kendi içine bakmalı, onu korumalısın."
"Beşinci ve son özellik ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen
de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin
farkında olmalısın."*
Logged
apolet26
Full Member
Mesaj Sayısı: 159
Ynt: İBRET ALINACAK(DERSLER)
«
Yanıtla #21 :
Haziran 25, 2009, 03:23:45 pm »
Bu Gece de Uyuma..!
Senin canın hakkı için hayırlı işler yapmaktan vazgeçme, bir gece olsun uyuma! Gaflete dalma!
Bir geceyi ömründen azalmış bil, eksik say, uyanık kal, uyuma!
Kendi heva ve hevesine uydun, rahatını düşündün, binlerce gece uyudun.
Ne olur bir gececik de sevgilinin hatırı için uyuma!
Eşi benzeri olmayan, geceleri hiç uyumayan o lütuf sahibi, o güzeller güzeli sevgiliye uy!
Gönlünü ona ver! Onu kendi gönlünde bul da, sen de uyanık kal, bir gece olsun uyuma!
Sabaha kadar uyanık kaldığın; “Ya Rabbî, ya Rabbî!” diye feryat ettiğin o hastalık gecelerini hatırla, o gecelerden kork da bir gece olsun uyuma!
Cenab-ı Hakk; “Dostlar, geceleri uyumazlar.” diye buyurdu.
Bu âyeti duyup, hatanı anlayarak seni yaratandan biraz utandınsa artık uyuma!
İşitmişsindir. dostları isteklerine, muratlarına geceleyin kavuşurlar, dostlarının muratlarını veren padişahlar padişahının aşkına, sen de bu gece uyuma!
Gece gelince gayb aleminin güneşi doğar.
Ey ay yüzlü sevgili! Bir gece olsun uyumazsan, gönlünü tamamıyla candan O’ na verirsen, sana ölümsüzlük hazinesi görünür.
Akşam olup da dünyayı aydınlatan güneş battıktan sonra gece gelince, gayb nurunun güneşi doğar da gönülleri aydınlatır, gözleri nurlandırır. Bedenleri manen ısıtır.
Sevgili bu gece kendini zorla da, uyumak için yastığa başını koyma!
Ne olur bir gece yatma da Cenâb-ı Hakk ın lütuflarını, ihsanlarını gör!
Bütün manevî güzelliklerin, ihsanların kendilerini gösterdikleri zaman gece vaktidir.
Uyuyan bu güzellikleri göremez. Aklını başına al! Sen de bu gece uyuma!
İmran oğlu Musa ‘ın nurunu geceleyin gördü. Geceleyin o ağaca doğru gitti de “Gel!” sesini duymadı mı? ‘
Hz. Musa geceleyin on yıllık yoldan daha fazla yol aldı da, baştan başa nurlara gark olmuş bir ağaç gördü.
Hz. Muhammed (s.a.v.) de Mi’rac’a geceleyin çıkmadı mı?
Burak o büyük peygamberi geceleyin göklerin ötesine götürmedi mi?
İnsanlar gündüz rızk peşinde koşarlar, didinir dururlar. Gece ise sevgili ile buluşma zamanıdır, aşk zamanıdır.
Bu yüzdendir ki âşığı kem gözden korumak ve sevgili ile buluşmasını gizlemek için, gece, karanlığı ile her tarafı kaplar, perdeler gerer.
Gece gelince insanlar dinlenmek için yataklarına girerler, kendilerini uykunun kucağına bırakırlar, uyurlar.
Fakat aşıklar gece uyumazlar. Cenab-ı Hakk’la onların işleri vardır. Onlar manen Hak’la buluşurlar, konuşurlar.
Cenab-ı Hakk Davud (a.s.)’a buyurdu ki: “Ey Davud! Bizi sevdiğini iddia eden kişi; Yatağa girip bütün gece uyursa, onun sevgi iddiası sahtedir yalandır.”
Âşık olan gece uyur mu ? Buna imkan var mı? Hem âşık olmak, hem de uyumak hiç görülmemiştir.
Çünkü âşık içinin yanışını, derdini söylemek için sevgili ile yapayalnız kalmayı ister.
Bütün geceler de; Cenab-ı Hakk’dan şöyle hitaplar, sesler gelip durmada. “Ey kulum! Herkes uykuya daldı, kalk! Seninle manen buluşalım. Bu fırsatı kaçırma! Bu fırsat her zaman ele geçmez.
Öldüğün zaman bu can bedenden ayrılınca, bu gecelere çok hasret çekersin, özlem duyarsın.” O nedenle bir gece olsun uyuma !
"Mevla’m!
Beni kendine dost seçinceye kadar yaşat.
Ve aşkınla yandığım bir anda al canımı.
Al ki; ölüm aşkımın adı Olsun.."
Logged
Sayfa:
1
[
2
]
Yazdır
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
Sazlı
-----------------------------
=> Sazlı Genel
=> Köyümüzden Haberler
=> Sitemiz
=> Duyurular
===> Doğum
===> Vefat
===> Düğün
-----------------------------
Yaşam
-----------------------------
=> Spor
=> Muhabbet
=> Genel Tartışma
-----------------------------
TeknoNet
-----------------------------
=> Faydalı Proğramlar
=> İnternet
=> Bilgisayar
Powered by SMF 1.1.4
|
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Style by:
kreativfantasy.com
| Ported to SMF by:
cakal93
Sazlı Forum
Yükleniyor...
Netsitem Biliþim